“Sömürgecilik, sömürgeciyi medeniyetten uzaklaştırır; onu gerçek anlamda vahşileştirir, alçaltır ve içindeki uyuyan o ilkel içgüdüleri, açgözlülüğü, şiddet eğilimini, ırkçı nefreti ve ahlaki göreceliliği uyandırır.”
DISCOURS SUR LE COLONIALISME İNCELEMESİ
Frantz Fanon’un öğretmeni, Martinikli şair ve siyasetçi Aimé Césaire’ın kaleme aldığı Sömürgecilik Üzerine Söylem (Discours sur le colonialisme), yalnızca işgalci ile işgal edilen arasındaki tarihsel kronolojiyi takip eden bir anlatı değil; sarsıcı bir manifesto, entelektüel bir “savaş ilanı” ve Batı merkezli “uygarlık” maskesini parçalayan bir hakikat belgesidir.
İlk olarak 1950 yılında Fransız Komünist Partisi ile bağlantılı küçük bir yayınevi olan Éditions Réclame’da yayınlanan Sömürgecilik Üzerine Söylem postkolonyal edebiyatın en çarpıcı denemelerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.
“UYGARLAŞTIRMA” MİTİNİN ÇÖKÜŞÜ
Sömürgeci Batı devletlerinin ‘modernleştirme’ propagandasının aksine, bu sürecin aslında ekonomik kaynakları yağmalama ve emperyal çıkarları koruma stratejisi olduğunu savunan Césaire; sömürgeciliği bir uygarlaştırma hamlesi olarak değil, sömürgecinin kendi barbarlığını kurumsallaştırdığı bir ‘şeyleştirme’ (chosification) süreci olarak nitelendirir.
Bu bağlamda Césaire; sömürgeciliği sadece politik bir baskı aracı olarak değil, bir şairin derinlikli perspektifinden bakarak hem sömürgeciyi hem de sömürüleni aynı anda insanlıktan çıkaran zehirli bir eylem olarak tanımlar.
Sömürgeciliği, ‘Avrupa’nın damarlarına damlatılan ve yavaş ama emin adımlarla kıtayı vahşiliğe sürükleyen bir zehir’ olarak tanımlayan Césaire; asıl barbarlığın sömürülen halklarda değil, bizzat ‘uygar’ geçinen Avrupa’nın özünde olduğunu savunur.
Césaire’a göre; ‘Kongo okyanusunda kurban edilen’ ve ‘tanrılarından, topraklarından, alışkanlıklarından, yaşamlarından koparılan’ milyonlarca insanın varlığı karşısında, Avrupa’nın ‘inşa edilen yollar, açılan kanallar ve döşenen demiryolları veya tedavi edilen hastalıklar’ üzerinden kurduğu anlatı, göz boyamadan başka bir şey değildir.
Césaire’a göre asıl barbar, “uygarlaştırma” iddiasıyla yola çıkan Avrupalıdır. Faşizmin ve Nazizm’in doğuşunu Avrupa’nın sömürgeciliğin kaçınılmaz bir sonucu olarak görür.
Öyle ki, Césaire’a göre Avrupa’nın Nazizm’e duyduğu nefretin ardında saklı bir ikiyüzlülük yatar. Bu durumu şöyle açıklar:
“Batı burjuvazisi Hitler’e esasen öfke duymamaktadır; onu kınadıkları şey, kendi içlerinde taşıdıkları ‘suçu’, yani sömürgecilik suçunu işlemiş olmasıdır. Asıl affedilemez buldukları, Hitler’in o güne kadar yalnızca Cezayirli yerlilere, Hindistan’daki ‘coolie’lere ya da Afrika’daki siyahlara reva görülen sömürgeci yöntemleri, Avrupa’nın kalbinde beyaz adama karşı uygulamış olmasıdır.”
Bu bağlamda ayrıca Hitler’i ve Nazizm’i Avrupa’nın kendi tarihsel düzeninin bir sonucu olarak görür.
Césaire’ın bu düşünceleri sömürgecilik üzerinde gerçekçi bir anlatım olarak ortaya çıkan ilk metinlerdendir.

DISCOURS SUR LE COLONIALISME’NİN DİLİ
Vurucu dilinin ötesinde Césaire’ın şair oluşu da anlatısına doğrudan yansır. Edebi dili, denemeyi sadece daha etkileyici kılmakla kalmaz; anlatıya metaforik bir keskinlik katarak sömürgeciliğin yarattığı o derin sessizliği bozar.
Césaire’ın anlatısını sarsıcı kılan en temel unsurlardan biri, kuramsal eleştirilerini somut ve kan donduran örneklerle harmanlamasıdır.
SÖMÜRGECİLİĞE YENİ BİR KAVRAM
1930’larda Paris’te eğitim gören siyah aydınların başlattığı; edebi, felsefi ve siyasi bir başkaldırı hareketi olan Négritude akımının öncülerinden biri olarak Césaire, sömürgeciliği soyut bir kavram olmaktan çıkarır.
Merceğini Kongo’nun kauçuk tarlalarından Cezayir’in işkence hanelerine kadar geniş bir coğrafyaya kadar tutar.
Césaire, siyah insanın sömürüsünü anlatırken, bu sistemin ayakta kalmasını sağlayan ırksal hiyerarşi mekanizmasını da açıklar ve Batı’nın sömürgeciliği “doğal” bir düzen gibi sunabilmek için inşa ettiği sahte insanlık piramidini ifşalar.
Kapitalizm, hiyerarşi ve egemenlik zihniyetinin yanında ırksal konuya da derinlemesine eğilen Césaire; siyah, kahverengi ve sarı insanların maruz kaldığı ortak kaderi deşifre eder.
Ona göre bu halklar, Batı’nın kâr hırsı için ‘insanlık dışı’ ilan edilen, emekleri sömürülen ve kültürleri hiçe sayılan devasa bir ‘yeryüzünün lanetlileri’ toplamıdır.
Sonuç olarak Sömürgecilik Üzerine Söylem, sadece geçmişin karanlık bir kaydı değil; Avrupa’nın sömürgeci taktiklerini, ideolojik maskelerini ve zihinsel işgal yöntemlerini deşifre etmek isteyen herkes için okunması gereken temel bir kaynak, bir manifesto olarak ortaya çıkar.
Discours sur le colonialisme PDF olarak erişmek için tıklayın.
Daha fazla kültür-sanat içeriği için bizi sosyal medya adreslerimizden takip edin!
Instagram'da @siyahdergicom,
Twitter'da @siyahdergi
ve TikTok'ta @siyahdergicom ♥
İçerikleri URL ile kaynak gösterip kısmen kullanabilirsiniz. Aksi halde telif haklarımız bulunmaktadır.











Yorum yaz