Kadınların yalnızca “görülen” değil, anlatıyı kuran özne olması neden hala bir mücadele alanı?
“Male gaze” kavramı ilk olarak 1975’te Laura Mulvey’in kullanımıyla hayatımıza giriyor. Mulvey bu kavramla, klasik sinemada kameranın, anlatının ve izleyici konumunun erkek gözünden bakıldığını ve kadının bakılan ve arzulanan bir figür olarak konumlandırıldığını savunuyor.
Bu sadece kadın karakterlerin “güzel” gösterilmesi meselesi değil. Sorun, kadın karakterin çoğu zaman hikayeyi ilerleten değil, hikayenin dekoru olan kişi olması. Erkek karakter karar verip bir şeyleri değiştirirken kadın karakter kadrajı “güzelleştiriyor”.
SADECE SİNEMADA KALMIYOR
Kavram çoğu zaman sinema üzerinden anlatılsa da etkisi çok daha geniş. Reklamlarda ürünle alakasız kullanılan kadın bedenleri ve sosyal medyada “görülme” baskısı gibi etkilerini günümüzde fazlaca görüyoruz.
Bir noktadan sonra bu bakış dışarıdan gelen bir şey olmaktan çıkarak içselleşiyor. Kadınlar kendilerine sürekli dışarıdan bakılan bir göz varmış gibi davranmaya başlıyor. Fotoğraf çekmeden önce “nasıl görünüyorum?” sorusunun refleks haline gelmesi bir tesadüf değil.
MESELE GÜZELLİK DEĞİL, GÜÇ
Eril bakışın asıl meselesi estetik değil, güç. Kimin baktığı ve kimin bakılan olduğu meselesi. Hikayeyi kim anlatıyor? Kamera kimin tarafında? Çünkü bir karakterin özne olması demek, karar alması demek. Hata yapması, dönüşmesi, çelişmesi demek. Kadın karakterler sadece “güzel”, “gizemli”, “tehlikeli” ya da “masum” olarak yazıldığında aslında insan olmalarına izin verilmiyor.

BECHDEL TESTİ NEDEN HALA GÜNDEMDE?
Eril bakışı tartışırken sıkça kullanılan araçlardan biri de Bechdel Testi. Adını karikatürist Alison Bechdel’den alan bu test şu üç soruyu soruyor:
1- Filmde iki kadın var mı?
2- Bu kadınlar birbiriyle konuşuyor mu?
3- Konuşmaları bir erkek hakkında değil mi?
Test bu kadar kolay ve ironik olmasına rağmen hala tonla film bu testi geçemiyor. Bu da bize şunu gösteriyor: Kadınlar hikayede var ama birbirleriyle konuşacak kadar bile özne değiller.
Tabii ki testi geçmek bir filmi “feminist” veya “iyi” yapmıyor, ama geçememek kadınların anlatıda gerçekten yer almadığını gösteriyor.
SOSYAL MEDYADA ERİL BAKIŞ
Male Gaze kavramı 20. yüzyılda sinemada kullanılsa da günümüzde etkilerini sosyal medyada da oldukça fazla görüyoruz. Algoritmaların önümüze çıkardığı beden normları, filtre estetiği ve “beğenilebilirlik” mantığı kadınları hala belirli bir görsel standarda yönlendirirken erkeklerin de konu üzerinde bir yetkileri olduğu yanılgısını besliyor.
BURADAN DÖNÜŞ VAR MI?
Eril bakışın ortadan kalkması için en büyük başlangıç konu üzerinde farkındalık. Daha fazla kadın karakter yazmak tek başına çözüm değil. Mesele kadın karakterin hikayeyi taşıyıp taşımadığı. Kamera arkasında kimlerin olduğu da belirleyici: yönetmen, görüntü yönetmeni, senarist… Kadının sadece bakılan değil, bakan olduğu; sadece temsil edilen değil, temsil eden olduğu işler çoğaldıkça bu dil kırılmaya başlıyor.
Eril bakış bireyleri suçlamak için değil, kültürel bir görme biçimini teşhis etmek için kullanılan bir kavram ve bu bakışı tanımak, medyayı eleştirel okumak ve alternatif temsiller üretmek daha eşitlikçi bir görsel dünyanın kapısını aralayabilir.
Daha fazla kültür-sanat içeriği için bizi sosyal medya adreslerimizden takip edin!
Instagram'da @siyahdergicom,
Twitter'da @siyahdergi
ve TikTok'ta @siyahdergicom ♥
İçerikleri URL ile kaynak gösterip kısmen kullanabilirsiniz. Aksi halde telif haklarımız bulunmaktadır.












Yorum yaz