Film incelemeleriSinema ve Dizi

Yaratımın Laneti: Frankenstein

Paylaş
Frankenstein.
Frankenstein.
Paylaş

Bu yazıda Guillermo del Toro’nun Frankenstein (2025)  filminin incelemesi yapılıp, bazı yerlerde Mary Shelley’in Frankenstein romanı ile karşılaştırması yapılacaktır. 

Not: Victor Frankenstein yarattığı canlıya bir isim vermediğinden dolayı kendisine ‘Yaratık’ diye hitap etmek zorundayım.


OEDIPUS KOMPLEKSİ

Film, gemi mürettabatının Victor Frankenstein’ı kurtarması ile başlıyor. Burada kitaptan da aşina olduğumuz şekilde Victor’un anlatım sürecine şahit oluyoruz. Victor varlıklı bir ailede, katı bir baba ve sevgili annesiyle büyüyen bir çocuk. Babasının onun üzerinde kurduğu baskı filmde temel bir noktada yer alıyor. Hatta o kadar temel bir noktadaki kitaptan farklı olarak burada bu yaşantılarının ileride yaratacağı yaratığın altyapısını oluşturmaya başladığını fark ediyoruz. 

Victor’un annesini de, Elizabeth karakterini de Mia Goth oynuyor. Mia Goth’un anlattığına göre, o Elizabeth’i oynamak üzere deneme çekimlerindeyken yeni doğum yaptığından söz ediyor ve bu da Guillermo del Toro’nun gözlerinin parlamasına yol açıyor. Elizabeth’in de annesi gibi anaç bir yanının olduğunu düşünen Goth, belki de Guillermo’nun o esnada iki karakteri de tek kişinin oynamasına karar verdiğini düşünüyor.

Bu nedenle de Elizabeth’e duyduğu derin ilginin (kardeşinin nişanlısı olmasına rağmen) onu annesine benzetmesiyle alakalı olduğunu düşünebiliyoruz. Film bu konu hakkında bize derinlemesine analiz sunacak kadar bu kısım üzerinde yoğunlaştırmıyor. Ancak oyuncular röportajda Victor’un sevdiği içeceğin süt olmasından bahsedince, Oscar Isaac’in ‘anne sütü’ diye espri yapması bize Oedipus Kompleksi üzerinde düşünmemizi sağlatıyor ve Isaac şu sözleri ekliyor:

“Gerçekten gördüğü tek kadın annesi ve Guillermo, Oedipal bir yaklaşımla aynı oyuncuyu bu iki rolü de oynaması için seçti. Elizabeth ile Victor, tüm hayatı boyunca özlediği birini görüyor ve onun kendisini tamamlayacağını düşünüyor. Bu, Victor’un içtiği tek şeyin süt olması gerçeğinden ayrı düşünülemez. O her zaman annesini geri istedi ve bu yüzden ölümü yenmek istiyor.

Hatta kendi yarattığı yaratık sırf Elizabeth’in ismini tekrarladı diye kendince bir öfke duyması da bu sebepten. Victor’un Elizabeth’e duyduğu şey aşktan öte bir takıntı duygusunun yansıması gibi okunuyor.

Mia Goth
Elizabeth ve Victor’un annesi Claire. (Mia Goth)

VAROLUŞUN ETİK SORUMLULUĞU

Victor Frankenstein, insan anatomisine çok ilgili ve bu konuda da başarılı bir insan. Bu potansiyelinin kendisi de farkında olduğu için daha fazlasını arzuluyor. Bir canlı yaratma fikrini okulda tanıttığı zaman büyük bir tepki alıyor ancak bu onu yıldırmıyor. Çalışmalarına Christoph Waltz’un canlandırdığı Henrich karakteri destek veriyor ve o da çalışmalara başlıyor. Burada yaratığı yaratma sürecinde Guillermo del Toro, o detaycılığını çok net göstermiş. Beden üzerinde yaptığı incelikli çalışmalar bu Frankenstein yorumunda öncekilerine göre daha estetik bir görünüm sağlıyor bize. Bu nedenle Frankenstein, yaratığını canlandırdıktan sonra ondan iğrenmiyor ancak kitapta kendi yarattığı bu yaratığın görüntüsüne dayanamayıp bulunduğu yeri terk ediyordu. Filmdeki bu yorum farkı da yaratığı Jacob Elordi gibi yakışıklı bir aktörün oynamasına gelen eleştiri yorumlarını da kapatmış oluyor. 

Victor’un bu yaratığı yaratmadaki amacının arkasında annesinin ani ölümü sonrası ölümsüzlüğü bulma amacı vardı. Onun bu yaratanlığa soyunması sonucunda oluşan sorumlulukları üstlenmediğini görüyoruz. Victor onu mahzene götürüyor sıcak tutması için bir battaniye verirken, ellerini zincirliyor. Yüzünü okşarken onu orada terk edip gidiyor. Bu tezatlığın ardında ise şu sözü söylüyor:

‘’Yaratılıştan sonrasını hiç düşünmemiştim.’’

Victor, burada varoluşçuluğa ters bir düşünceyle yaptığı eylemlerin sorumluluğunu almıyor. Tanrılığa soyunup özgürlüğün keyfini çıkarmak isterken daha sonra bunla yüzleşme anında ise bu özgürlüğünü inkar ediyor. Ancak yeni doğan yaratık her eyleme geçtiği anda kendi varoluşunu yeniden kurduğu için bu etik sorumluluk alanından bütünüyle çıkamaz. Yaratığın bu filmde verdiği mücadele ona biçilen bu kötü algıdan tamamen kurtulmak üzerine kurulu. Guillermo del Toro filminde yaratığın etrafını tamamen kötü algılara düşmeyecek şekilde doneler vererek kurmuş. Elizabeth’in onu sevmesi, yaşlı adamın onu tamamen eğitmesi onu hayatta tutacak etkenler oluşturmuş. Ancak daha sonrasında bu sevdiği iki insanı kaybetmesi ve onu yaratan insanın onu bu denli sevmemesi onarılamaz yaralar açıyor içinde.

Frankenstein
Yaratık ve Victor Frankenstein.

SEVGİNİN İYİLEŞTİRİCİ GÜCÜ

Victor’un yaratığa sevgi veremeyişinin sebebi filmde baskıcı bir babaya sahip olmasıyla bağıntılı gösterilmiş. Kitapta sevgi dolu bir baba tarafından büyütülen Victor’un, filmde bunun aksine ilgisiz bir baba figürüyle sunulması, onun bu denli sorunlu bir karakter olmasının nedeninin zoraki biçimde ‘ilgisizlik’ olarak açıklanmasına yol açıyor. Ancak bunun hikayeyi çok siyah-beyaz bir noktaya çektiğini belirterek, sevgisizliğin kuşak boyu sürmesinin kadere teslim olma olarak görüldüğünü düşünüyorum. Oysa Guillermo’nun çektiği bu filmde yaratık, sevginin iyileştirici ve öğretici gücünü gösteriyor.

Jacob Elordi’nin bu rol için sesini çalışması, hareketleri haftalarca tekrar etmesi bu rolün seyir zevkini oldukça arttırmış. İzleyici olarak yaratığın küçük bir bebek gibi her şeyi tekrar etmesi, meraklı hareketleri ve masum duruşu onunla yoğun bir empati kurmamıza sebep oluyor. Victor ona şiddet uygulayınca hırçınlaşıyor ancak Elizabeth’den gelen küçük bir şefkati o bebek aklı algılayıp tanıyor. 

Elizabeth ve Victor’un film boyunca kurduğu diyaloglar, karakterlerin bakış açılarını anlamamız için adeta bir ayna görevi görüyor. Victor’un Elizabeth’e yaratığın hiçbir şeye aklının yetmediğini söyleyip şikayet etmesinin üzerine, Elizabeth’in ‘’Ama senin eriyor’’ cevabı Victor’un yaratıcı figüründen öte ‘baba’ rolünü öne çıkarıyor. Dünyadaki parçalardan toplanılarak yapılmış bir canlının bile buradaki ana arzusunun sevgi olmasının gerçekliği bunun ne denli kuvvetli bir duygu olduğunu ortaya koyuyor.

‘’-Yaratık tek bir kelime biliyor, papağan gibi tekrar ediyor. Victor, Victor, Victor!

+ Belki de o kelime, onun için her şey demektir.’’

Dünyaya getirilen bebeğin ilk sözü genelde aileler için büyük bir önem teşkil eder. Ebeveynler ilgilendikleri çocuklarının ağzından duydukları o tek sözle büyük bir mutluluğa kapılırlar. Ancak Victor için bu sevinçten çok bir başarısızlık olarak algılanıyor. Çünkü yaptığı şeyi bir proje olarak görüyor hatta yaratığı yakmaya karar verdiği gün bile ağzından başka söz çıkarsa onu yakmaktan vazgeçeceğini söylüyor.

Kitapta Victor ile büyüyüp onunla evlenen ve düğün gecesi yaratık tarafından öldürülen Elizabeth, Guillermo’nun filminde çok başka şekilde yorumlanmış. Bu şekilde olması aslında kitabın felsefesinin büyük bir kısmını değiştiriyor. Çünkü kitapta hiç sevgi görmediği için bu yola sürüklenmek zorunda bırakılan yaratık, filmde bir insan tarafından seviliyor. Kitapta ‘’Bana benim kadar çirkin bir eş yarat’’ şeklindeki söylemleri bu nedenle makul bir zemine otururken, filmde bu kitaba göre biraz daha zayıf bir noktada kalıyor. Filmde ona konuşmayı öğreten kişinin kör bir yaşlı amca olması, yaratığın iyi biri olmasında büyük bir etki göstermiş gibi görünüyor. 

Elizabeth ve Yaratık
Elizabeth ve Yaratık.

BABA-OĞUL HESAPLAŞMASI

William ile Elizabeth’in düğününde yaratık ile Victor karşılaşır. Yaratık, Victor’dan onun için aynı onun gibi görünen bir yaratık yaratmasını ister. Victor ona canavar diye hitap eder ve onun bu gelişiminin sebebini bile kendi başarısı olarak görür. Filmdeki yaratığın büyük laneti ölememesidir ve sistemin dışına itilmesi sebebiyle yalnız da yaşayamamaktadır. Victor, yaratığın bu talebini reddeder ve ona sürekli ‘it’ (o) zarfıyla hitap etmesi de karşısındakini bir canlı olarak görmemesi ve bu nedenden dolayı da onun sorumluluğundan kaçınmasıyla alakalıdır. Bu da bizi yaratığın Victor’a karşı söylediği acı dolu sözlere götürüyor:

‘’Bir ‘şey’ değil, bir kişi. Nasıl bir yapboz olursam olayım düşünebiliyorum. Hislerim var.’’

Burada da Victor’un iradesinin sorgulandığını görüyoruz. Victor, yarattığı yarattıktan sonra ne yapacağını düşünmediğinden onu nesneleştiriyor. Hiçbir şekilde yaratığa yardımcı olmuyor, onu ne öldürebiliyor, ne de hayatta tutabiliyor. Onun sevgiyle var olabilme çabasını öfkeye dönüştüren en büyük etken Victor Frankenstein. 

‘’Bana can veren o korkunç irade, şimdi beni lanetliyor mu?’’ – Yaratık

Aralarında çıkan arbede sırasında Elizabeth odaya giriyor ve yaratığa sarılıyor. Victor yaratığa ateş etmek üzereyken Elizabeth kurşunun önüne atlıyor ve ağır yaralanıyor. Victor’un kendi suçu olmasına rağmen suçu yaratığa yüklemesi yaratığı sinirlendiriyor ve oradaki insanlara zarar veriyor. Victor’un kardeşi William’da ağır yaralanıyor ve ölmeden önce Victor’a şu sözleri fısıldıyor:

‘’Asıl canavar sensin.’’

Victor’un yüzleşmek istemediği bu gerçek onu daha da öfkelendiriyor ve yaratığın peşine düşüyor. Bu yolda hastalanıyor ve gemiye sığınıyor. Yaratık bu gemiye saldırıyor bunu filmin başında görüyoruz ancak daha sonra Victor ile karşılaştıkları sahnede bir günah çıkarma sahnesi karşılıyor bizi adeta. 

Burada Victor çok üzgün olduğunu ve hayatını nasıl geçirdiğini ancak fark ettiğini söylüyor. Ve ilk defa yaratığa ‘oğlum’ diye hitap edip ondan af diliyor. Yaratık ilk defa kendi içindeki öfkeyle barışıyor ve filmin sonundaki güneşin doğmasıyla hayata geri dönüyor. Bu bağışlanma sahnesini Victor’un günah çıkarma sahnesi olarak gördüğümden beni ne denli rahatlattı emin değilim ancak yaratığın aradığı şeyin bu olduğunu filmde oldukça net hissedebiliyorsunuz. Yaratıcın tarafından sevildiğini hissetmek. İnsanın bunu onu dünyaya getirenlerden talep etmesi çok doğaldır, bunu alamaması ise oldukça acı.

Yaratık
Yaratık.

GUILLERMO’NUN GOTİK TARZI

Guillermo, bu gotik tarzı filminde harmanlamak istemesi üzerine laboratuvar tasarımının mükemmelleşmesi beş ayını aldı. Birçok yeşil ton paletleriyle oynadılar ve her şey de 3 boyutlu modelleme kullanıldı. 

Victor karakterinin biraz züppe ve biraz da ‘punk’ unsurlar taşımasını isteyen Toro, Elizabeth karakteri için de eski püskü dönem tarzdan kaçındı. Bu geleneksel yaklaşımdan kurtulmak için renkli peçeler kullanıldı. Bunun dışında Elizabeth’in kıyafetleri için böceklerin anatomisi ve botanik çalışmalar da ilham alındı. 

Yaratığın tasarımını da dünya dışı olarak amaçlayan Toro, mermer gibi gözükmesini arzulamış. Parçalanmış cesetlerden meydana gelen yaratığın ‘güzel’ bir canavar olmasını istemiş. Bu konuda del Toro,”Makyajın bunu yansıtması ama aynı zamanda bir güzelliğe de sahip olması gerekiyordu.” ifadesini kullandı.

Guillermo del Toro oyuncuları gözlere göre seçtiğini ifade etmişti bir röportajında. Oscar Isaac’in gözünde zeka, delilik, baştan çıkarıcılık ve acı olduğunu ifade ederek tanıştığı andan itibaren onu role uygun gördüğünü hissetmiş. Jacob Elordi’nin gözlerinde ise insanı tamamen etkisiz hale getiren bir masumiyetin olduğunu söylüyor. Filmdeki karakterlerine bakacak olursak, bu yoruma çokça katılabilirim.

Film genel itibariyle bu sene içerisinde beğendiğim yapımlardan biri oldu. Siz de görüşlerinizi yorumlar kısmında belirtebilirsiniz.

Daha fazla kültür-sanat içeriği için bizi sosyal medya adreslerimizden takip edin! Instagram'da @siyahdergicom, Twitter'da @siyahdergi ve TikTok'ta @siyahdergicom

İçerikleri URL ile kaynak gösterip kısmen kullanabilirsiniz. Aksi halde telif haklarımız bulunmaktadır.

Paylaş
Yazar:
Dilan Emira Aslan -

Dilan Emira, İstanbul Üniversitesi Felsefe mezunu olmasının dışında aktif olarak tiyatro ile ilgileniyor. Sinema ve sanata duyduğu ilgiyi yazılarına taşımaktan keyif alıyor.

3 Yorumlar

  • Frankenstein’ın yalnızca bir korku anlatısı değil, insanın yaratma ve sorumluluk duygusuyla yüzleşmesi olduğunu çok etkileyici biçimde ortaya koyuyor. Okurken çok keyif aldım. Eline sağlık.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili içerikler
Matthew Mcconaughey
HaberlerSinema ve Dizi

Matthew McConaughey’den Yapay Zekâya Karşı Marka Hamlesi

Yapay zekâ teknolojilerinin ünlülerin ses ve görüntülerini taklit edebilir hâle gelmesi, sanatçı...

Dizi incelemeleriSinema ve Dizi

One Last Adventure: The Making of Stranger Things 5 Yayınlandı!

Netflix’in yayımladığı Stranger Things belgeseli, final sezonunun neden dağınık ve eksik hissettirdiğini...

Golden Globes.
Sinema ve Dizi

Golden Globes Ödülleri Sahiplerini Buldu

Bu sene 83’üncüsü düzenlenen Golden Globes Ödüllerinin Sahipleri Belirlendi. ONE BATTLE AFTER...

İlk ve Son 3. Sezon 1. Bölüm fotoğrafları. Kaynak: HBO Max Türkiye.
Sinema ve Dizi

İlk ve Son 3. Sezon Fragmanı Yayınlandı

HBO Max Türkiye’nin merakla beklenen dizisi İlk ve Son’un yeni sezonuna dair...