Hobilerimiz neşe kaynağı olmaktan çıkıp birer veri setine dönüştü.
Niş ilgi alanlarına ve kişisel gelişime takıntılı bir çağda, topluluk bilincini feda ettik. Eskiden hobiler sadece yaptığımız şeylerdi, bir amacı olması gerekmezdi. Rüzgarı hissetmek için koşar, hikayeyi sevdiğimiz için okurduk. Bu eylemler hayatın akışına kendiliğinden anlam katardı. Bugün ise boş zamanın geçerli sayılabilmesi için kendini sürekli ispatlaması gerektiği inancıyla kuşatılmış durumdayız.
KİMLİK İNŞASI VE EGO SORUNU
Kendimizi tanımlayacak niş alanlar bulma telaşı, masum bir arayıştan ziyade bir ego sorununa dönüştü.
Sosyal medyanın körüklediği bu atmosferde, toplum bireysellik maskesi takarak bizi “ana akım”dan ayrışmaya zorluyor.
Bize özgürlük gibi sunulan bu durum aslında büyük bir yanılsama çünkü ilgi alanlarımız hiç olmadığı kadar standartlaşmış durumda. Sürekli paketlenip bize satılıyor ve kapitalist çarkın içine geri dönüyor.
Bu içeriğimizi de okumak isteyebilirsiniz: Spotify Wrapped: Müzik Listenizin Kontrolü Gerçekten Sizde mi?
VERİYE DÖKÜLEN BOŞ ZAMANLAR
Letterboxd veya 1000kitap benzeri uygulamalarla birlikte devasa bir boş zaman gözetim endüstrisi doğdu. Artık mesai dışındaki vaktimizi de tıpkı işteki performansımız gibi takip ediyoruz.
Kaç film izledik, kaç kitap okuduk? En sevdiğimiz filmleri listeledik. Sevmediklerimizi yıldızladık… Bu platformlar dinlenme anlarımızı birer sahne performansına, hatta gelir kapısına dönüştürdü.
Bir şeyi sadece yapmak yetmiyor. Onu “daha iyi”, “daha hızlı” ve mutlaka “herkesin gözü önünde” yapmak zorundayız.
Bu durum, kolektif kimliği parçalayan bireyselliğin zaferidir. Kendimizi giderek daha spesifik etiketlerle tanımladıkça, birbirimizden o kadar uzaklaşıyoruz.
Artık kendimizi ortak bir hikayenin parçası değil, tek kişilik izole projeler olarak görüyoruz.

TOPLULUĞUN YERİNİ ALAN REKABET
Kapitalist mantık için topluluk kavramı fazla dağınık ve verimsizdir.
Sırf keyif aldığı için bir araya gelen insanlardan kar elde etmek zordur.
Sosyal medya bizi birleştirmeyi vaat etse de ironik biçimde parçalıyor. Farklı görünmek için o kadar çabalıyoruz ki, algoritmaların onayladığı “benzersizlik” kalıplarına girerek sonunda hepimiz birbirimize benziyoruz.
Kimliğimizi tüketim üzerinden kurduğumuzda, diğer insanları iş birlikçi değil, kişilik pazarındaki rakiplerimiz olarak görmeye başlıyoruz.
SIRADANLIĞIN BAŞKALDIRISI
Yine de topluluk olma arzusu tamamen yitip gitmedi. Koşu gruplarının, koroların veya kitap kulüplerinin geri dönüşü bunun kanıtı.
Bu alanlar, optimizasyon mantığına meydan okudukları için hala ayaktalar. Cazibeleri, verimsiz olmalarında ve açıklama gerektirmemelerinde yatıyor. Sorun ilgisizlik değil; her ilgiyi ölçülebilir bir çıktıya dönüştürme baskısı.
Sürekli çevrimiçi olmak, kapitalizmden bağımsız bir benlik kurmayı imkansızlaştırıyor. Her zaman bizden daha çok okuyan, daha iyi izleyen veya daha üretken biri var.
Oysa topluluk, performans sergilemeden, sadece orada bulunmamızı ister. Dayanışma, havalı bir profil kürate ederek değil; sıkıcı ve tekrara dayalı anlarda bile orada olarak inşa edilir.
Belki de bu çağda en büyük direniş, hiçbir yere varmayan ve hiçbir şey kanıtlamayan sıradan uğraşlara geri dönmektir.
Daha fazla kültür-sanat içeriği için bizi sosyal medya adreslerimizden takip edin!
Instagram'da @siyahdergicom,
Twitter'da @siyahdergi
ve TikTok'ta @siyahdergicom ♥
İçerikleri URL ile kaynak gösterip kısmen kullanabilirsiniz. Aksi halde telif haklarımız bulunmaktadır.












Yorum yaz