Film incelemeleriİncelemeler

500 Days of Summer film analizi: İdealize ettiğimiz aşkın peşinde koşarken gerçeklerden uzaklaşmak

Paylaş
Paylaş

Bazı filmler vardır, bir hikâyeyi anlatmaktan öte, bizi kendi hikâyemizle yüzleştirir. 500 Days of Summer tam da böyle bir film. 


500 Days of Summer filmini, başka bir zamanda, başka bir ruh haliyle izleseniz bile her defasında farklı bir yönüyle sizi yakalar. Çünkü aslında hepimizin hayatında bir “Summer” vardır. Hayalimizde büyüttüğümüz, doğru kişi olduğuna kendimizi inandırdığımız ve bu yüzden gözümüzü gerçeklere kapattığımız biri…

500 DAYS OF SUMMER FİLMİNİN KONUSU

Tom Hansen’ın hikâyesi, çoğumuzun aşkta düştüğü hataların bir aynası gibi. O, Summer Finn’e rastladığında, onu kusursuz bir rüya gibi görür. Summer ne kadar özgür ruhlu, mesafeli ve bağlanmaktan uzak biri olduğunu söylese de Tom, bu işaretleri görmezden gelir. Çünkü aşkın sarhoşluğunda gerçekler değil, hayaller ağır basar. 

Summer onun için bir birey değil, hayalindeki kadının bir yansımasıdır. Ancak burada acı bir gerçek ortaya çıkar: karşımızdaki kişiyi ne kadar idealize edersek, hayal kırıklığı o kadar kaçınılmaz olur.

500 Days of Summer.

BEKLENTİLER VE GERÇEKLER

Film, sadece bir aşk hikâyesi anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda bizi kendimize şu soruyu sormaya zorluyor: “Gerçekten sevdiğim kişi mi, yoksa onun hakkında kurduğum hayaller mi?” Tom’un Summer’a olan hayranlığı, Summer’ın kim olduğuyla değil, onun kim olmasını istediğiyle ilgili. Summer, Tom’a her zaman açık ve dürüst davranıyor, ama bu yeterli olmuyor. Çünkü Tom, her sözü bir işarete, her bakışı bir vaat olarak yorumluyor. Filmdeki “Beklentiler vs. Gerçeklik” sahnesi, bu yanılgının en çarpıcı özetlerinden biri.

Bir yandan Summer’ı suçlamak da kolay geliyor. O mesafeli tavırlarıyla bir belirsizlik bulutu yaratıyor, Tom’un hayallerine dolaylı yoldan kapı aralıyor. Ancak film, ne Summer’ı ne de Tom’u tamamen suçlayarak bir taraf tutmuyor. Bunun yerine, aşkın karmaşıklığını ve insanlar arasındaki yanlış anlamaları tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor.

500 Days of Summer.

DOĞRU KİŞİ İDEALİZMİ

500 Days of Summer, bize şu sert gerçeği hatırlatıyor: Doğru kişi diye bir şey yoktur, doğru kişi diye düşündüğümüz insanlar vardır. Ancak doğru kişi, sadece bizim için idealize ettiğimiz biri değil, olduğu gibi kabul edebileceğimiz bir kişidir. Tom’un Summer’dan ayrıldıktan sonra yaşadığı olgunlaşma süreci de bunu işaret eder. Summer onun “biricik” sevgilisi değildir, ama hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biri olmuştur.

Filmin sonunda Tom’un yeni bir başlangıç umuduyla “Autumn” ile tanışması, bir döngünün değil, bir öğrenme sürecinin işareti gibidir. Hayal kırıklıkları bizi yıkabilir, ama aynı zamanda bizi büyütür. 500 Days of Summer ise bu büyüme hikâyesini etkileyici bir şekilde anlatır. Aşk, yalnızca birine tutunmak değil, kendimize dönüp bakabilmekten geçer. Çünkü bazen aşkı yanlış kişide değil, yanlış bakış açısında ararız. 

Görüşlerinizi yorumlar kısmından bizimle paylaşmayı ve bizi sosyal medya hesaplarımızdan takip etmeyi unutmayın!

Paylaş
Yazar:
Sude Dönmez -

Sudenur Dönmez 22 yaşında, Yeni Medya ve İletişim öğrencisidir. Müzik, film ve dizi, podcast, sosyal medya, içerik stratejisi üretme ve farkındalık & kişisel gelişim alanlarına ilgilidir.

Yorum yaz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili içerikler
Film incelemeleri

Geçmişin yükü ve kadın dayanışması: Dolores Claiborne (1995) üzerine bir inceleme

Dolores Claiborne (1995), sıradan bir cinayet hikayesinden çok daha fazlası. Stephen King’in...

Film incelemeleri

Kayboluşun İki Yüzü: Spoorloos (1988) ve The Vanishing (1993)

Avrupa sinemasının unutulmaz gerilim filmi Spoorloos ve Amerikanlaştırılmış uyarlaması The Vanishing’in anlatı...

Film incelemeleriİncelemeler

Sessizlikte büyüyen aşk | “In the Mood for Love” film incelemesi

Wong Kar-wai’nin sineması, arzunun değil bekleyişin, temasın değil mesafenin kaydını tutar. In...

EdebiyatİncelemelerKitap incelemeleri

“Duvardaki İz”in peşinde | Virginia Woolf’un bilinç akışında yolculuk

Virginia Woolf’un Duvardaki İz adlı kısa öyküsü, basit bir işaretin etrafında dönen...