Hamnet, Shakespeare’in en büyük kaybını bir biyografi iddiasıyla değil, sarsıcı bir olasılık üzerinden anlatıyor.
Chloé Zhao’nun yönettiği ve 2025’in sonundan bu yana geniş yankı uyandıran Hamnet, yalnızca Shakespeare’in oğlunun ölümünü anlatan bir dönem filmi değil. Aynı zamanda edebiyat tarihinin en büyük metinlerinden biriyle kurulan duygusal ve tartışmalı bir ilişkinin yorumu. Maggie O’Farrell’ın aynı adlı romanından uyarlanan film, bir biyografi iddiası taşımıyor, daha çok sezgisel bir okuma olarak karşımıza çıkıyor.
“HAMNET VE HAMLET AYNI İSİMDİR”
Filmin açılışında beliren bu not seyirciye Elizabeth dönemi İngiltere’sinde Hamnet ve Hamlet isimlerinin birbirinin yerine kullanılabildiğini hatırlatarak daha ilk anda duygusal bağı kurmayı hedefliyor. Bu not sadece bir tarihsel bilgi gibi dursa da filmin tüm duygusal ağırlığını taşıyan varsayımın temeli olan Shakespeare’in, Hamlet’i oğlunun ölümünden sonra yazdığı ve kaybını bu oyunda yorumladığını anlatıyor.
ROMANIN KALBİNDEKİ YAS
Maggie O’Farrell’ın Hamnet romanı, Shakespeare’i merkezine alan bir roman değil. Hatta romanda da filmde de Shakespeare’in adı neredeyse hiç geçmiyor. Bunun yerine “baba” ya da “koca” olarak anlatılıyor. Romanın merkezinde Anne Hathaway, romandaki adıyla Agnes, ve bir kayıp hikayesi ardındaki sessiz çöküş var.
O’Farrell, tarihsel kayıtlarda hakkında çok az şey bildiğimiz bu aileyi, bildiğimiz birkaç belgenin etrafında kurmaca bir dünya örerek yeniden inşa ediyor. Hamnet’in 1596’da, 11 yaşında öldüğü biliniyor ama neden öldüğü bilinmiyor. O’Farrell, bu boşluğu vebayla doldurarak tarihsel suskunluk ile edebi sezgi arasında güçlü bir bağ kuruyor.

DOĞA VE AGNES’İN İÇ DÜNYASI
Filmin en baskın metaforlarından biri orman. Agnes’in doğayla kurduğu ilişki, şifacılığı, sezgileri ve yalnızlığı bu mekan üzerinden anlatılıyor. Orman, burada yalnızca bir arka plan değil, Agnes’in iç dünyasının uzantısı olarak karşımıza çıkıyor. Doğa hem hayat verici hem de kayıtsız. Bu tercih, O’Farrell’ın romanıyla uyumlu olduğu kadar bilinçli bir sinemasal abartı da taşıyor. Film, bu doğa imgelerini sıkça tekrar ederek yasın ilkel ve söze dökülemeyen yönünü vurguluyor.

KARANLIK MAĞARA VE SHAKESPEARE METAFORU
Filmin çarpıcı anlarından biri de Shakespeare’in ilk çocuğunun doğumunun ardından karanlık mağaraya adım attığı sahne. Bu mağara henüz aileye uğramamış yasın ve kelimelere dökülememiş boşluğun bir simgesi. Hikayenin ilerleyen bölümünde Hamnet’in tiyatrodan çıkarken annesine son kez baktığı sahnede de benzer bir karanlığa doğru yürüdüğünü görüyoruz. Shakespeare burada yazar kimliğiyle değil yasta bir baba olarak konumlanıyor.

HAMLET BAĞLANTISI SADECE BİR VARSAYIM MI?
Shakespeare’in Hamnet adında bir oğlu vardı, ve Hamlet oyunu onun ölümünden birkaç yıl sonra yazdı. Ayrıca dönemin kayıtlarında bu iki isim birbirinin yerine gerçekten de kullanılabiliyordu. Bunlar doğru. Ama Shakespeare’in Hamlet’i oğlunun ölümü üzerine yazdığına dair doğrudan bir kanıt yok. Shakespeare bu konuda hiçbir kişisel açıklama bırakmadı. Bu bağlantı, yüzyıllar sonra kurulan bir anlam ilişkisi, bir varsayım. Film de bu varsayımı kesin bir gerçek gibi sunmaktan ziyade duygu ağırlıklı bir olasılık olarak ele alıyor.

OYUNUN ARDINDAKİ SESSİZLİK
Hamnet, Shakespeare’i farklı ve daha insani bir yönüyle ele alıyor. Eksikleri ve yokluğuyla hissedilen bir baba ve eş olarak. Karşımıza idealize edilmiş bir figür çıkmıyor. Suskun, zaman zaman çaresiz ve yasla baş etme biçimi son derece kişisel biri.

OYUNCULUKLARIN TAŞIDIĞI DUYGUSAL YÜK
Hamnet’i bu kadar etkileyici kılan unsurlardan biri de oyunculuklar. Agnes’i canlandıran Jessie Buckley, karakteri tek boyutlu bir yas figürüne indirgemiyor. Öfkesini, sezgilerini, sessizliğini ve bedenini kullanarak acıyı açıklamıyor, yaşatıyor.
Paul Mescal ise Shakespeare’ın sanatçı kişiliğini bir yana bırakıp imajını tamamen değiştiriyor. Karşımıza Londra’daki hırsıyla Stratford’daki evi arasında sıkışmış, vicdan azabıyla kavrulan, çok tanıdık ve çok “insan” bir baba çıkıyor. Mescal o çaresizliği çok başarılı bir şekilde gösteriyor.
Hamnet rolündeki Jacobi Jupe ise filmin en kırılgan ama en unutulmaz karakteri. Oyunculuğunda dramatik olmaya çalışmıyor, oldukça doğal ve sade. Bu sadelik sayesinde kayıp duygusu izleyicide çok daha derin bir yere yerleşiyor.

Daha fazla kültür-sanat içeriği için bizi sosyal medya adreslerimizden takip edin!
Instagram'da @siyahdergicom,
Twitter'da @siyahdergi
ve TikTok'ta @siyahdergicom ♥
İçerikleri URL ile kaynak gösterip kısmen kullanabilirsiniz. Aksi halde telif haklarımız bulunmaktadır.












Yorum yaz