Bedensel sömürü ve insan hakları tartışmaları geçtiğimiz günlerde Meghan Trainor’ın taşıyıcı anne aracılığıyla bebek sahibi olmasıyla tekrar alevlendi.
Geçtiğimiz günlerde Meghan Trainor’un taşıyıcı anne aracılığıyla bebek sahibi olması, ana akım medyada bir “mutluluk haberi” olarak sunulsa da, bu durum aslında çok daha derin bir insan hakları tartışmasını tetikledi. Bir kadının üreme sisteminin sözleşmelerle kiralanması, gelişmiş dünyada bir aile kurma tercihi gibi pazarlansa da, ciddi sömürü düzeni tartışmalarına yol açtı.
BEDENSEL ÖZERKLİK TARTIŞMASI
Tartışmanın merkezinde “bedensel özerklik” kavramı yatıyor. Bu sistemi savunanlar, bir kadının kendi bedeniyle ilgili her türlü kararı vermesinin bir hak olduğunu ileri sürüyor. Ancak eleştirel bir bakış açısıyla bakıldığında insan bedeninin bir parçasının veya bir fonksiyonunun sözleşmeye tabi tutulması, kadını “birey” olmaktan çıkarıp bir “hizmet sağlayıcıya” indirgiyor.
SINIFSAL EŞİTSİZLİK VE “DAMIZLIK KIZIN ÖYKÜSÜ” BENZETMESİ
Eleştirilerin en sertleştiği nokta, taşıyıcı anneliğin sınıfsal eşitsizliği derinleştirmesi. Tartışmalarda sıkça Margaret Atwood’un The Handmaid’s Tale (Damızlık Kızın Öyküsü) eserine atıf yapılıyor.Genellikle ekonomik olarak daha avantajlı olan çiftlerin, geçim sıkıntısı yaşayan kadınların üreme sistemlerini satın alması, etik bir “rıza” tartışmasını doğuruyor.
Bu sistemi savunanlara göre rıza bu sürecin hukuki dayanağı. Peki, ekonomik uçurumların bu kadar derin olduğu bir dünyada rıza ne kadar özgür? Eleştiriler genellikle varlıklı çiftlerin ekonomik zorluk çeken kadınların biyolojik süreçlerini satın almasının sömürü düzenini normalleştirdiği ve geçim derdiyle verilen bir rızanın gerçek bir özgür irade beyanı değil sistemin dayattığı bir hayatta kalma stratejisi olduğu yönünde.

ÇOCUĞUN METALAŞMASI TARTIŞMASI
Mesele sadece kadın bedeniyle sınırlı değil, tartışmanın bir de “nesneleştirilen çocuk” boyutu var. Bir bebeğin daha doğmadan bir sözleşmeye konu edilmesi ve maddi bir bedel karşılığında “sipariş edilmesi”, insan hakları savunucuları tarafından “insanın metalaştırılması” olarak görülüyor.
SONUÇ: ETİK PUSULAMIZ NEYİ GÖSTERİYOR?
Meghan Trainor vakası, bize teknolojinin ve paranın her şeyi “satın alınabilir” kıldığı bir dünyada, neyin satın alınmaması gerektiğini sormamız gerektiğini hatırlatıyor. Aile kurma arzusu ne kadar insani olursa olsu, bu arzunun başka bir kadının bedensel sömürüsü ve bir bebeğin ticari bir nesneye dönüşmesi pahasına gerçekleşmesi, modern toplumun etik pusulasında ciddi bir sapmaya işaret ediyor.
Daha fazla kültür-sanat içeriği için bizi sosyal medya adreslerimizden takip edin!
Instagram'da @siyahdergicom,
Twitter'da @siyahdergi
ve TikTok'ta @siyahdergicom ♥
İçerikleri URL ile kaynak gösterip kısmen kullanabilirsiniz. Aksi halde telif haklarımız bulunmaktadır.












Yorum yaz