Karanfil; geçmişte uğruna şiirler yazılan, el sanatlarının biricik ilham kaynağı olan ve bir baharattan öte değerinin altınla ölçüldüğü imparatorluklar arası bir iletişim kaynağıydı. Derin ve ince duygularla özdeşleştirilen karanfilin zarif dallarında Birleşik Krallıktan Osmanlı’ya farklı anlamlarla dönüşmüş çok yönlü bir kültürel miras gizli…
Sadece yemeklerde kullanılan hızlı bir tüketim aracından ziyade duygularla harmanlanan, farklı kültürel hafızalarda vücut bulmuş anlamı genişletilmiş bir semboldü. Güçlü ve keskin rayihası kadar geçmişten günümüze sanata olan tesiri de çarpıcıydı. Tarih boyunca her millet, zamanında zor ulaşılan bu baharata farklı anlamlar yüklemiş ve adeta kendilerinden bir parça vererek sanatta özgün güzellikler oluşturmayı başarmıştı…
OSMANLIDA KARANFİL: EDEBİYATTAN MİMARİYE, MİNYATÜRDEN ÇİNİYE

Kuran’da tasvir edilen “Cennet Bahçeleri” sayesinde Osmanlı el sanatlarında derin izler bırakan hatıraları ölümsüzleştirmek adına güzel çiçeklerin kullanıldığı cenneti anımsatan bahçeler sıkça yer alıyor.
Sonsuzluğun vurgulandığı bu hatıralarda Karanfil çiçeğinin yeri ince işçiliğin ardındaki coşkulu fakat örtülü duygularda gizlidir. Zarafet ilahi aşkla harmanlanır, hasretin getirdiği heyecan ince yapraklarda toplanır.
Düğünlerde ve şenliklerde esenliği ve sonsuz mutluluğu simgeleyen karanfil, el sanatlarında soyut bir görsel betimlemeden ziyade günlük hayatın bir parçası olduğundan acı-tatlı keskin kokusuyla farklı duyulara hitap ederek kültürün getirdiği bütün yaşanmışlığı kişinin zihnine hapseder. Böylece insanlar sanatın beslediği kolektif bir hafızanın parçası olmayı başarır.
Divan edebiyatında hem sözle betimlenen hem de sayfa kenarlarında bezeme olarak kullanılan karanfilin anlamı bazen bir şiirin kelimelerinin sınırlarıyla çizilerek kişiyi beklemediği bir alana çeker bazen de doğadaki hali bir ressamın süzgecinden geçerek kitabın sayfalarında yer alır ve kişiyi kendi düşünce dünyasında bağımsız bir yolculuğa çıkarır.
16. ve 17. yüzyıllarda çinilerde kullanılan motiflerde karanfil, sümbül ve lale ilkbahar çiçekleriyle beraber tasvir ediliyor. Yaprak sayısından hangi renkte tasvir edildiğine, çiçeğin duruşundan (dışa dönük, yelpaze, gonca) dallarının uzunluğuna kadar farklı anlamlar içeren karanfilin önemi yarattığı anlam zenginliğinde yatıyor. Bir çiçekle beraber kullanıldığında ise anlam bütünlüğünü zenginleştirmenin ötesinde bağımsız olarak yorumlanabiliyor.
17. Yüzyılın sonlarında ise karanfil ve diğer çiçekler Osmanlı sanatında “Natüralizm” akımıyla resmediliyor. Çiçeklerin tamamen doğal hallerinin vurgulandığı bu akıma Barok ve Rokoko üslubu eşlik ediyor.
Natüralizm akımının güzelliği ise çiçeklerin doğada fark edildiği şeklinin bozulmadan ve yoğun mecazi tasvirlere yer vermeden hafif estetik yorumlarla zenginleştirilmesi sonucu her kesimden insanın anlayabileceği bir ortam sunmasında yatıyor.
Karanfil sadece çini, bezeme , tezhip ve minyatür sanatında değil aynı zamanda günlük hayatın bir parçası olarak zanaatta da sıkça adından söz ettiriyor. Edirne ve İstanbul mezar taşlarından evlerde kullanılan kaplara kadar karanfilin çok çeşitli halleri günlük hayatın gerçeklerine işlenmesiyle dikkat çekiyor. Böylece her insanın erişebildiği bir kültürel hafızanın sarsılmaz sembollerinden biri haline geliyor.

BİRLEŞİK KRALLIKTA KARANFİLE YÜKLENEN ANLAM: İMPARATORLUKLARI ZENGİLEŞTİREN BAHARAT

Karanfilin küçük taneleri imparatorlukların karmaşık tarihine yön veriyor, zamanla kazanç ve globalleşmenin ışığında ülkeleri birbirine bağlayan bir sembol haline geliyor.
Bir zamanlar oldukça nadir olan ve zor ulaşılan karanfil orta çağ ve rönesans döneminde sadece kendine has tadının yemeklerde çokça tercih edilmesiyle değil aynı zamanda sağlık ve gıda muhafazasında taşıdığı önemle de değerini katlayan bir baharattı.
O dönemlerde oldukça fazla talep edilen fakat kısıtlı sayıda temin edilen karanfilden yaklaşan yarım kilo satın almak isteyen 15. Yüzyıl İngiltere’sinin zanaatkarı 5 günlük maaşının tamamını harcamak zorundaydı.
O dönemlerde en çok Endonezya ve çevresinde üretilen karanfili İpek Yolu vasıtasıyla Avrupa insanıyla tanıştıranlar ise Arap ve Çinli tüccarlardı.
Mutfakta sıkça kullanılmasının yanı sıra karanfil, İngiliz edebiyatında da kullanılan bir sembol haline geliyor. Geoffrey Chaucer’in “Canterbury Hikayeleri”ndeki “Tale of Sir Thopas” bölümünde clowe-gylofre yani kokulu karanfil çiçeği betimlemesiyle yer alıyor.
Bazı tiyatro oyunlarında ise karanfil hareketsiz bir bitkiden ziyade diyalog halinde olan hatta oyunun karakterlerinden biri sayılabilecek derecede kültürlerin yüklediği simgeleri taşıyan bir güç haline geliyor. Ben Johnson’ın bir oyununda karakterlerden biri ağzında karanfil ile yürürken “Every Man Out of His Humour” isimli oyununda karakterlerden birisinin ismi doğrudan “Clove” yani karanfil olmasıyla dikkat çekiyor.
Denizaşırı ve tropikal ülkelerden gelen karanfil egzotik bir bitki olarak Batı’nın Doğu’ya duyduğu merakı simgeliyor ve bu merak kendisini edebiyattan el yazmalarına çok çeşitli sanat dallarında gösteriyor.
Bu yazının yazılmasında kullanılan makale aşağıda belirtilmiştir.











Yorum yaz