Bilinen İlk müzeyi kuran prenses Ennigaldi-Nanna Antik Çağın ataerkil düzenine karşı güçlü bir kadın figür olarak karşımıza çıkıyor.
Geçmişin izini sürmek genelde modern insanın uğraşısı olarak görülüyor. Prenses Ennigaldi-Nanna’nın küratörlüğünde kurulan bilinen ilk müzeye dair ortaya çıkan yeni bulgular tarih biliminin köklerinin insanlığın var oluşu kadar eskiye dayandığını gösteriyor. Tarih sadece geçmişten gelen cılız bir ses değil, geleceğe seslenen bir yankı olarak insanı zamanın bütünleyici olgusunda var olmaya davet ediyor.
BİLİNEN İLK ARKEOLOG NABONİDUS’UN KIZI OLARAK ENNİGALDİ-NANNA

Yeni Babil İmparatorluğunun son kralı Nabonidus, günümüzden 2500 yıl önce yaşamış bir entelektüeldi. Modern Irak sınırlarında yer alan Ebabbar tapınağını ortaya çıkarmasının yanında Haran ve Sippar’da birçok antik eseri restore ettiği Nabonidus’un Silindilerinde çivi yazılarıyla kayıt altına alınmış olarak günümüze ulaşıyor. Sanata ve tarih bilimine çağının ötesinde önem atfeden bir babanın kızı olarak dünyaya gelen Ennigaldi-Nanna, sadece küratör kimliğiyle karşımıza çıkmıyor. Babası dolayısıyla sahip olduğu siyasi gücün yanında, Ur’un baş rahibesi olarak ilahi bir kudret taşımasıyla da biliniyor. İki stratejik güç dinamiğini bir arada toplayan Ennigaldi-Nanna, ataerkil düzenin koyduğu sınırların dışına çıkan bir figür olarak dikkat çekiyor.
MÜZENİN İÇ DÜZENİNE MODERN BAKIŞ: ENNİGALDİ-NANNA’NIN ESER KOLEKSİYONU
Ennigaldi-Nanna’nın müzesi temelde Kral Nabonidus’a övgü niteliğinde hediye edilen taştan tabletleri ve Nabonidus’un bizzat kendisinin kazılardan elde ettiği kalıntıları içeriyor. Arkeolojik kalıntıların yanı sıra, Kral Bur-Sin’in dönemindeki Ur kentine ait bilinen en eski taşları içermesi sebebiyle müze, mimari açıdan da önemli hale geliyor. Arkeolojik bulgular gösteriyor ki müzenin yanında tarih eğitimi veren bir okul da bulunuyor. Müze sadece estetik zevkleri tatmin için değil, topluma aidiyet bilinci kazandırmak amacıyla da işlev görüyor.
ENNİGALDİ-NANNA’NIN MÜZESİNİN MODERN DÜNYAYA AÇILMA SÜRECİ: NASIL KEŞFEDİLDİ?

Arkeolog Leonard Woolley, 1922 ve 1934 yılları arasında Ur bölgesinde yaptığı arkeolojik kazılarıyla ünlendi. British Museum ve Pensilvanya Üniversitesi sponsorluğunda gerçekleşen kazılar Agatha Christie gibi birçok ünlünün ve sayısız turstin bölgeye akın etmesini sağladı. Ennigaldi-Nanna’nın müzesi ise bu geniş kapsamlı arkeolojik çalışmalar sırasında Wooley tarafından keşfedildi.
LEONARD WOOLLEY’NİN UR’DA KEŞFETTİĞİ KAZILARA AGATHA CHRISTIE DAMGASI

Agatha Christie Otobiyografik romanında Ur’daki arkeolojik çalışmalara duyduğu tutkuyu şu satırlarla dile getiriyor:
Leonard Woolley hayal gücüyle görürdü; Ur’un şimdiki hali, sanki MÖ 1500’de
ya da ondan birkaç bin yıl
önceymiş gibi onun
için son derece gerçekti.
Nerede olursak olalım,
o mekanı canlandırabilirdi. O konuşurken, köşedeki evin İbrahim’e ait
olduğuna dair zihnimde en ufak bir şüphe bile
duymuyordum.
Agatha Christie’nin arkeolojiye duyduğu aşk ve Leonard Woolley ile yakınlığı onun Woolley’nin asistanı Max Mallowan ile evlenmesiyle sonuçlanır. Saadet dolu bu evlilik süresince Christie, Mezopotamya’da Cinayet ve Nil’de Ölüm gibi birçok polisiye romanını arkeolojiyle harmanlayarak üretir.
Daha fazla kültür-sanat içeriği için bizi sosyal medya adreslerimizden takip edin!
Instagram'da @siyahdergicom,
Twitter'da @siyahdergi
ve TikTok'ta @siyahdergicom ♥
İçerikleri URL ile kaynak gösterip kısmen kullanabilirsiniz. Aksi halde telif haklarımız bulunmaktadır.











Yorum yaz