Spirite Tablosunda, masasında çalışan adamın aniden piyano çalan hayalet kadını görmesiyle yaşadığı şaşkınlık yansıtılıyor. Resimdeki kadının adamın bir hayal ürünü mü olduğu yoksa gerçekten ruhsal bir temas mı yaşandığı ise belirsizlik konusu…
Kullanılan yoğun ışık tonları sayesinde odağın kadında olması bize bir ruh yaşamasa dahi içimizde ona karşı hissettiğimiz duyguların zamanın ve mekânın sınırlarını aşarak evrende bir enerji olarak var olduğunu gösteriyor. Sevgi için gözle görmek veya kulakla duymak gerekmiyor, gönlümüzde hissettiğimiz sıcaklık ruhumuzun kozmik teması için yeterli oluyor.
RESSAM GEORGE ROUX’UN İLHAM KAYNAĞI

Fransız ressam George Roux, dünyaca ünlü yazar Jules Verne’nin bilim kurgu romanlarına yaptığı illüstrasyonlarla tanınıyor. 1885’te oldukça büyük bir tuvale insanlığın ortak duyguları zihninden boşalırcasına akıyor ve ünlü “Spirite” tablosu ortaya çıkıyor.
Roux bu tablo için bir romandan esinleniyor. Ünlü Fransız yazar Théophile Gautier’in tabloyla aynı isme sahip romanında bir adamın kadına duyduğu aşk ölümle sınanıyor ve yarım kalıyor.
Romanda aynı tabloda olduğu gibi duygusal bağın fiziksel sınırları aşarak nasıl var olduğu anlatılıyor. Kelimelerin tuvale dökülmesiyle ortaya çıkan büyüleyici tablo, insanlığın en ince yarasına dokunuyor: Ölümden sonra yas. Ünlü ressamın ruhundan izler ve bireysel dışavurumu, özgün olmasına karşın evrensel bir temayı işliyor: Aşkın Ölümsüzlüğü..
SPİRİTE TABLOSU AŞKIN ÖLÜMSÜZLÜĞÜNÜ ANLATIYOR
Spirite tablosunda aşkın ölümsüz damgası ruhların üzerine saf bir beyaz ışık şeklinde yansıyor. Karanlığın içine nüfuz eden beyaz ışık bir kadın silüetinde hayat buluyor. Hayalet kadının ruhunun söyleyeceği çok şeyi olsa da kelimelerin yetersiz kaldığı bu kozmik ortamda iletişim piyanonun notalarından çıkan ezgilerle sağlanıyor. Bu durum hislerin ve duyguların bir dili olmadığını ve sevgi için içten bir temasın yeterli olduğunu gösteriyor.
Piyanonun ezgilerinde saklı kalan duygular adamın hayret dolu bakışlarından belli oluyor. Hiç tahmin edilmeyen bir anda yaşanan bu kozmik temas, zıt duyguların bir arada yaşanmasını siyah ve beyazın kontrastıyla ele alıyor. Gölgelerin ve ışığın oluşturduğu köprü bizi içten hissedilen sevginin güzelliğine götürüyor.
Tablo, aynı içimizde yaşadığımız hayat ikilemleri gibi evrendeki kaotik dengenin de zıtlıklar üzerine kurulu olduğu gerçeğini modern insana sunuyor. Kadının yaydığı ışık tablodaki yapay lamba ışığını gölgede bırakıyor ve bize şu gerçeği hatırlatıyor: Aşk fiziksel sınırları aşarak var olan bir olgu…
ROUX SEMBOLİZM AKIMINDAN ETKİLENDİ
Sembolizm akımı 19. Yüzyıl Fransa’sında Parnasizm akımına tepki olarak ortaya çıkıyor. Sembolizm akımımda insanların yaşadığı duygular ve iç dünyaları ön planda böylece somut gerçekliğin ötesinde bir arayış göze çarpıyor.
Sembolistlere göre kullanılan somut varlıklar, dış dünya ile insanın iç dünyası arasında bir iletişim aracı olarak karşımıza çıkıyor. Tıpkı Spirite tablosunda olduğu gibi kullanılan ışık sadece somut gerçekliği yansıtan bir resim tekniğinden ibaret değil, aynı zamanda sizi derin düşüncelere iten bir uyarıcı araç.
Böylece tablonun üzerindeki fırça darbeleri tek bir amaca hizmet ediyor: İnsanları iç dünyalarıyla buluşturmak…












Yorum yaz